AYNI SOKAKTA – BEYZA SÜNETCİ
Gün boyu çatıdaki balkondan dikizlediğim sokağın başına dikildim, geçmişimi arşınlayacağım. Görmeyi umduklarım baktığım yerlerden geçmediklerinden taleplerimin sonuçlarını almak için bir yetişkin gibi davranmalıyım sanırım. Gerçek dışı kabul edilebilecek yeteneklerimi uzun süre önce kaybettim. Bunu, yüreğimin şimdilerde çok ufak bir kısmını çalıştırmasına bağlıyorum. Tamamının hala benimle olduğunu biliyorum, tamamını her zaman ortaya koymamam gerektiğini bildiğim kadar. Rasyonel mi romantik miyim kararsızlığını ne boş yere çektiğimi düşünüyordum da… Mesela çocukken şimdiki zamanımı ne kadar gerçekçi resmetmişim. Kocaman duygu balonlarıyla bu sokağın başında duracağım günü düşlemiştim. Bunu büyük bir keyifle yapmadım, düş olmak için fazlaca hüzünlü olduğunun farkındaydım ama nelerin benimle kalmayacağının da farkında olduğum için kendimi bu kabusa düşleyerek hazırladım. Sokakta bir baştan bir başa adımlarken sıfırdan bu yana kendimin hallerini görüyorum; küçük, suskun ve itaatkarım önce, biraz zaman geçiyor tatlı hırçınlıklar beliriyor, fikirlerim var irili ufaklı, ezilmeye de güçlenmeye de aynı yakınlıktalar, ses verip sesini aldıklarımdan ince ince zehirler içime sızıyor, bu zehri neye dönüştüreceğim konusunda kararsızım, bazen doğru bazen yanlış şekillerde kullanıyorum, beni arıyorum. Ararken seni görüyorum. Hiçbir yetişkin beni karşısına oturtup “Bazı insanlar düşündüğün gibi olmayabilirler, sana ne olduklarını söylediklerinde onlara inanmayı tercih et çünkü bazen kimseyi kendinden daha iyi tanıyamazsın ve bütün bu karmaşaya rağmen onları yanında istersen bu senin suçun ya da güçsüzlüğün olmayacak.” dememiş. Bu cümleyi kurmak ömrümün aşağı yukarı yarısına mal olmuş, birini karşıma oturtup bunları söyleyebilecek o yetişkin benim. Kontrollü kullanmayı denediğim zehirden sana da bir pay veriyorum, öfkeleniyor, siliniyorsun. Yine de senden aldıklarıma oranla verdiklerime bakınca her açıda bir dengesizlik seziyorum. Senin kendini defalarca azat ettiğin bu yerde bir kereliğine ikimizi de azat ediyorum, kabullenmiş görünüyoruz ta ki sen oyuna benzeri görülmemiş bir hile karıştırıp tek kişilik zaferinle beni saf dışı bırakana dek. Huzur içinde olduğunu ya da amaçlarına ulaştığını sanmıyorum. Adaletin, adaletsizlikten mağdur olmuş kişinin eliyle sağlanamayacağına inanıyorum. Tüm uzlaşmaları kendi ellerinle kendine mal edip sadece sızlanıyorsun. Böyle biri tamamen hak sahibi de olsa deliksiz uyuyamazdı, ne olduğunu bence sen de biliyorsun.
Görünüşe göre hala bu sokaktayım. Ben de, köşeleri dönsem de aynı semtin içinde deney faresi gibi dolanmaya devam edeceğimi biliyorum. Zaten sana dair hislerimden doğan sahneler romantik filmlerden çok bilim kurguya benziyor. İçinde bulunduğum dünya başka bir boyut kazanıyor ve seni orada yaşıyorum, esas benliğimi – artık o her neyse- rafa kaldırıyorum. Bu türde ben hep 14 yaşımdayım, sokağın başındayım. İşte o yaşımdan bugüne deneyimlediğim ne varsa yüzümü sana döndüğümde sahibi esrarengiz bir parmağın şıklamasıyla beraber hepsi silinip gidiyor, aciz bir karakter gibi seninle biriken yaşantılarıma indirgeniyorum. Ah bu mental senarist! Şimdi tatlı bir telaşla yürüyen 22 yaşında bir kadınım, yolun karşısında eski versiyonum ve yanında sen varsın. Soğuk musun sıcak mısın hala anlayamıyorum. Öylesine silik ve tozluyuz ki bakınca anında görmüyorum bile. Bozuk bir CD’den izler gibi kesilip takılıp duruyor suretlerimiz. Ben şimdide telaşelerimin üstüne basarak yürürken siz karşımda ya var ya yoksunuz, hepten kafanıza göre.
Neyse, varmam gereken yere çok az kaldı. Üç, beş, on adım, vardım. Durup şöyle sağıma soluma bakmıştım ki… Çok geç. Tüm ilerlememi boşluğa bıraktım, çocuğum yeniden.
Yazar: Beyza Sünetci
Fotoğraf : Mert Can Ünlü


