Deneme

MODERN KERVANIN KADİM SANCISI – SENANUR SERÇEOĞLU

Uçsuz bucaksız bir çölün ortasında, ufuk çizgisine doğru ilerleyen ağır aksak bir
kervan hayal edin. Tozlu yollar, yorgun develer, güneşin altında uzayan gölgeler ve her bir
adımda daha çok yaklaşılan bilinmezlik…
İnsanlık tarihi, tam olarak bu hiç durmayan kervanın hikayesidir. Bu kervan sadece
yollar katetmedi; zorlukları aştı, fırtınalarda sığındı ve her durakta kendini yeniden inşa etti.
İlk insanların ilk adımlarının tek sebebi daha gür akan bir su kenarı mı bulmaktı?
Avının peşinden mi gitmekti? Sadece bir hayatta kalma içgüdüsü müydü? Eğer öyle olsaydı
Göbeklitepe’nin o devasa dikilitaşları, Karahantepe’nin gizemli ritüel alanları hiç olmazdı.
O insanlar neden kayaları yontup üzerlerine hikayelerini kazıdılar? Neden mağaranın
en karanlık köşesine, titreyen bir meşale ışığında ellerinin izlerini bıraktılar? Çünkü sadece
hayatta kalmak yetmedi. Karın doyunca ruhun açlığı başladı.
Nereye giderse gitsin insan; orada kendini var etmek, o yabancı coğrafyayı
kendisiyle evcilleştirmek ister. Aslında hepsi gökyüzüne atılan birer kancaydı: “Ben
buradayım ve buraya bir anlam bırakıyorum.” İnsan vahşi doğanın içinde sadece bir avcı
değil, anlatıcıydı.
Artık dev kabileler halinde kıtalar aşmıyoruz ama ruhumuz hâlâ göç ediyor. Modern
dünya bizi yerleşik sansa da bizler aslında içsel birer göçebeyiz.
Neden gençliğimizin en güzel yıllarını bir deneme kitapçığı ve optiği arasına
sıkıştırıyoruz? Neden bir meslek edinmeye, statü kazanmaya çalışıyoruz; sadece daha iyi bir
iş ve çevre için mi? Neden stadyumlarda hiç tanımadığımız insanlarla aynı renkler için
gözyaşı döküyoruz? Neden aynı şarkıları dinliyor, aynı kitapları okuyup dijital platformlarda
aynı içeriklerin peşinden koşuyoruz?
Tam on iki bin yıl önce Göbeklitepe’deki o insan, o dev dikilitaşı hangi sarsıcı ait
olma duygusuyla yerine oturttuysa biz de tüm bunları işte tam olarak o duygu için, o aitlik
hissi için yapıyoruz. Zamana meydan okumak, görünür olmak ve arkamızda bir iz bırakmak
istiyoruz. Popüler kültürün yarattığı o ortak vitrinlere o yüzden sarılıyoruz. “Ben bu dünyaya
aitim ve bu yer benim,” diyebilmek için kendi bilgi ve hayat tapınaklarımızı inşa ediyoruz.
Ama bu dünya bize ne kadar konfor sunarsa sunsun, ait olmak için ne kadar
çabalarsak çabalayalım vardığımız yer ait olduğumuz yer olmayacaktır. Çünkü çıktığımız her
yolun sonu bizi bir sonraki durağımıza götürür. Belki de insanın kaderi her zaman yolda
olmaktır. Aslında hiçbir yere ait olamamak, her yere gidebilme özgürlüğüdür. Bavulumuzun
hafif olması dileğiyle.

Bir cevap yazın