Deneme

SAAT KAÇTA DEĞERLİYİZ? – Gizem ÇELEBİ ÇAMLI

“Ah, kimsenin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya”

Herhangi bir günden fotokopi ile çoğaltılmış ve art arda sıralanmış diğer günler içinde koşup duran
insan… Aslından uzaklaştıkça toneri biten suretlerin bakıp da görmeye çalışsan da göremediğin silik
replikaları…Bir önceki, hatta ondan önceki surette birebir aynı senaryoyu yaşamış olmanın yorgun
alışkanlığı içindeki insan…

Yok, ben kanıksayamıyorum bunu. Hayatımın hiçbir günü bir öncekine benzemesin; her çizgisi, her
rengi ile farklı tonda, belirgin ve şahsına münhasır olsun diye kırk birinci ömür yılımın sayfalarına çiçek
açtırmaya çalışıyorum. Yabancı kalıyorum ben bu çağa. İnsanı keşfetmek için uzattığım elimi, kendi
elimle tutuyorum. Kıramadığım, aşamadığım tuhaf bir duvarın dibinde şaşkınlıkla bakakalır
buluyorum gözlerimi. Başımı önüme eğiyorum hemen, dolan gözlerim görünsün istemiyorum. Hayır,
ben dünyanı böyle hayal etmemiştim. Hissediyorum buz gibi mesafeleri, gözümle göremeyeceğim
uzaklıkları ve kırılıyor kalemim. Kırık dökük bir leke yazabiliyorum bu kez çiçekli defterime: “Oysa
severdim ahtapotları, ama şu derin okyanusta sevdiremedim ahtapotlara kendimi.”
Dostça çevirdiğim gözbebeklerimde karşımdaki buz dağlarının şüpheleri büyüyor. Hiç ağzını
oynatmadan anlattıklarına yüksek sesle cevap vermek arzusu ile doluyorum. “Hayır senden bir
beklentim yok.” “Bir çıkar gözetmiyorum?” “Hiçbir şeyini elde etmeye de çalışmıyorum.” Sadece
sıcaklığın ve dostluğuna talip olamıyor muyum peki? Dünya ne zaman böyle bir yer haline geldi ve
ben o sırada neredeydim?
İlkokul hayat bilgisi derslerimin anılarına sıkışıp kalan ne varsa bir kelebek etkisi ile gelsin, pullarını
döke saça bana hayal ettiğim yarını versin istiyorum. Ben mi fazlayım bu çağa, birileri veya bir şeyler
mi eksik, bilmiyorum.

Sonra işaret parmağımı sallayıp gözlerimi açarak suçluyorum ıssızda bırakanları. Onlar da suçu
“zamansızlığa” atıyor. Hayatında farklı bir nefese yer açmamaya yemin edenler, nefeslerini tutuyor
boğulmak pahasına. Çoğalmak korkuyor beni, desen ya şuna! Çünkü çoğaldıkça kaybolacağını
sanıyorsun. Oysa seni silik fotokopinin çizgilerini cama dayayıp bir kopyasını çizmeye çalıştığın
hayatına keyifli bir rota oluşturmak için çıkıyor kimi insanlar karşına, farkında mısın? Sana hayatının
hediyesi, yeni bir şansı, hatta senin tabirinle söyleyeyim: Yeni karakter açtı sana hayat! Varış noktan
zaten belli ise ona çiçekli bir yoldan gitsene? Ne kaybedersin? Suç gerçekten zamanda mı sence?
Bırak zamanın yakasını, herkes için yirmi dört saat bu meret!

Bir kartpostal sıcaklığına bakar gibi bakıyorum gözlerinize. Elimde fırından henüz çıkmış bir kurabiyeyi
uzatıyorum ve çayı koymanı bekliyorum. Çayı hiç şekerli içtiğimi bil istiyorum, seni sevdiğim için şaka
yaptığımı anla istiyorum, sadece yalnız kaldığımda ağlayabildiğimi hisset istiyorum.
“Eskiler alıyorum.

Alıp yıldız yapıyorum.”

Ne kadar süreceğini bilmediğim bir hayatta sanki bir zaman diliminde kalmaya inat ediyor, kozmik
zamanımın köşelerine çarpa çarpa körelmemek ve vazgeçmemek adına galaksime yüzlerce yıldız
karıştırmaya çabalıyorum.
Işığını bir fotokopi makinesine köle etme, gel, birlikte parlayalım!

Bir cevap yazın